Dünya Sevgisi Her Kötülüğün Sebebidir

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd ve senalar, Efendimiz Hazreti Muhammed’e, al ve ashabına salat ve selamlar olsun.

Babam Şeyh Hazretlerinden duydum,o şöyle buyuruyordu: İnsanların dinlerinden uzaklaşmalarının, taat ve ibadetleri terk edip günahlara yönelmelerinin sebebi dünya sevgisidir. Bunu içindir ki Peygamber Efendimiz (sav) dünya sevgisi bütün günahların kaynağı, başı ve sebebidir,diye buyurmuşlardır. İnsanda dünya sevgisi olduğu zaman Allah’ı unutur, ahireti unutur, gururlanır ve ahiret için gerekli hazırlığı yapmayı ihmal eder. Önemli olan insanın dünyaya teslim olmamasıdır. Dünyanın hakimiyeti altına girmemesidir. Bir insanın çalışmasında,işiyle,göreviyle,vazifesiyle uğraşmasında herhangi bir sakınca yoktur. Yeter ki kalbinde dünya sevgisini olmasın,kalbine Allah sevgisini ve korkusunu yerleştirsin.

Hiç şüphesiz dünya sevgisi zamanla yerleşmiş olan bir hastalıktır. Ama bunun da bir çaresi, bir tedavisi vardır.O da ölümü düşünmek,ölümden sonraki olayları, ahiret hayatını ve kabir azabını düşünmektir.İnsan bunları tefekkür ettiği zaman dünya sevgisi belasından kurtulur. Bunun için Nakşibendi tarikatına mensup olanların, bu tarikatın adaplarını tatbik etmeleri gerekiyor. Bu adaplardan birisi de şudur: Bir insan tevbe edip, tarikata girdiği zaman hemen akabinde ölümü tefekkür etmesi gerekmektedir.Bu adaplar müslümanın İslam’a sarılmasına vesile oluyor. Dinine bağlanmasına vesile oluyor. Allah’ın muhabbetini kazanmasına vesile oluyor. İnsan Allah’ın muhabbetini kazandığı zaman kalbi ıslah olur. İnsanın kalbi ıslah olduğu zaman onun bütün organları, bütün azaları ıslah olur.

Biz dünya muhabbetinden bahsettiğimiz zaman,malı,mülkü serveti olan herkesin mağrur ve aldanmış olduğunu söylemiyoruz.İmanı zayıf olan öyle kimseler vardır ki çok basit bir mala sahip olmalarına rağmen, örneğin bir koyuna sahiptir, onun o tek koyunu kendisini meşgul etmekte,Allah’ın muhabbetinden alıkoymaktadır.O koyun sahibi,o koyunuyla meşgul olmakla dinin bazı vecibelerini terk edebilmektedir. Örneğin Cuma namazına gitmemektedir. Halbuki birçok insan var ki büyük servetlere sahip olmalarına rağmen,dünya sevgisi kalplerine yerleşmemiştir.Onlar Allah sevgisini mallarına, mülklerine ticaretlerine tercih etmişlerdir.

Babam Şeyh Hazretlerinden duydum şöyle buyuruyorlardı: Abdurrahman-ı Cami zahiri ilmini bitirip medreseden mezun olduktan sonra, kalbini ıslah etmek,kendini terbiye ve nefsini tezkiye etmek için bir mürşid aramaya koyuldu. Uzun bir müddet bu arayışıyla zamanını geçirdi.Molla Abdurrahman-ı Cami’ye Ubeydullah-ı Ahrar’dan büyük bir Nakşibendi mürşidi olarak bahsedilmişti.Molla Cami yanına bir miktar azık alıp, Ubeydullah-ı Ahrar’ı görmek için yola çıktı.Yolculuk esnasında geçtiği köylerdekilere; Bu köyler kimindir? diye soruyordu. Kendisine bunlar Ubeydullah-i Ahrar’ın köyleridir,diye cevap veriyorlardı.Biraz daha ilerleyince tarlalar,mezralar, bahçeler gördü.Bu tarlalar kimindir,diye sorunca yine kendisine, bunlar Ubeydullah-ı Ahrar’ındır,denildi.Mola Abdurrahman-ı Cami hayret etti.Bir mürşidin insanları zühde, takvaya davet edip de bu kadar mal, mülk ve servet sahibi olmasını aklı almadı.Bu nasıl olabilirdi! Bu kadar zengin olup,hem irşad makamında olduğunu iddia etmek hem de insanları zühde davet nasıl olabilirdi!. Şeyh Ubeydullah-ı Ahrar’ın bin üç yüz tarlası ve bahçesi vardı. Bunun yanında çift sürmek için üç bin öküzü vardı.

Molla Abdurrahman-ı Cami, Şeyhin dergahına gelince, insanların arasında bir köşeye oturdu. Yemek vakti gelince, Şeyh Ubeydullah (k.s.) hizmetlisine, insanları yemeğe çağır ama şu yabancı kişiyi yemeğe çağırma,dedi.Hizmetçi insanları yemeğe çağırdı. Molla Abdurrahman-ı Cami’nin yanından geçtiği halde onu çağırmadı.Herkes yemeğe girdiği halde kendisi bir köşede öylece kaldı.Molla Abdurrahman-ı Cami’nin kalbinde daha büyük şüpheler doğmaya başladı. Bu kadar büyük servete sahip olan bir insanın mürşid olabilmesi mümkün müydü? Bütün insanlar yemeğe çağrılmasına rağmen,kendisi yabancı olduğu halde bile bile yemeğe çağrılmamıştı.

Bir müddet sonra hizmetçi, Şeyh Ubeydullah-ı Ahrar’ın yanına geldi. Şeyh Ubeydullah-ı Ahrar ona,git o yabancıyı da yemeğe çağır,dedi.Hizmetçi gelip Mevlana Abdurrahman-ı Cami’ye,gel Şeyh seni çağırıyor, seni odasında bekliyor,dedi. Şeyhin evi güzel bir evdi. Mevlana Abdurrahman hizmetçi ile birlikte Şeyhin evine geldi. Basamaklardan çıkıp Şeyhin odasının önüne geldiler.Hizmetçi kendisine içeri girmesini,Şeyhin onu beklediğin söyledi. Mevlana Abdurrahman-ı Cami’nin beraberinde bir heybesi vardı. İçinde eşyaları bulunuyordu. Mevlana Abdurrahman-ı Cami,Şeyhin huzuruna bu heybe ile girmeyi edebe uygun bulmadı.Dışarıda bıraksa küçük çocukların onu almasından korkuyordu.En sonunda karar verip,başka yapacak bir şey olmadığından heybesini kapının dışında bırakıp içeri girdi.

Hiç şüphesiz Allah’ın evliyalarının kerametleri vardır. Nakşibendiler kalplerin casuslarıdırlar. Allahu Teala (c.c.) bazı dostlarını,bazı evliyalarını bazı kullarının kalplerine muttali kılar. Bu şekildeki kerametler aklen ve şeran caiz olup, mümkün olan bir şeylerdendir. Mevlana Cami, Şeyhin odasına girip selam verdikten sonra, Şeyh Ubeydullah-ı Ahrar(k.s.) selamını aldı ve hoş geldin Molla Cami, dedi.Molla Cami bu hitap karşısında hayretler içinde kaldı.Ben buranın yabancısıyım.Hiç kimse beni tanımıyor.Hiç kimse adımı sormadı. Bu insan nereden benim adımı bildi,diye şaşkınlık içinde kaldı.

Şeyh Ubeydullah-ı Ahrar, Mevlana Cami’yi yanında oturtup onunla birlikte yemek yemeğe başladı.Yemek yerken sohbet de ediyordu.Sohbetinin konusu dünya sevgisi idi.Dünya sevgisi bütün kötülüklerin başı, bütün günahların sebebidir,diyordu.Mevlana Cami ise kendi içinden bu insan nasıl olur da dünya sevgisinden bahsedebilir, dünya sevgisini eleştirebilir diye geçiriyordu.Bu kadar malı,mülkü, serveti var ve halen de dünya sevgisinden bahsediyor, dünya sevgisini eleştiriyor,diyordu.

Mevlana Cami, Şeyh Ubeydullah-ı Ahrar ile yemek yerken bir yandan da dışarıda bıraktığı heybesini düşünüyordu.Acaba birileri benim heybemi alır mı,diye telaşlanıyordu. Ama aynı zamanda Şeyh Ubeydullah Ahrar’ın dünya sevgisinden bahsetmesini de içten içe eleştiriyordu.Tam o sırada Cenab-ı Allah Şeyh Ubeydullah-ı Ahrar’ı Molla Cami’nin kalbine muttali kıldı.Ey Molla Abdurrahman-ı Cami o yolda gördüğün bütün köyler, bütün mezralar, bütün bağlar, bostanlar ve bahçelerin hepsi benimdir.Ama inan ki benim o bütün malım, mülküm, servetim kalbimi senin heybenle meşgul olduğun kadar meşgul etmiyor,dedi. Mevlana Cami hemen Şeyh Ubeydullah’ın ellerine kapanıp tövbe etti,ona beyat etti.

İşte değerli kardeşlerim,tarikatın faydası budur.İnsan tarikatın adaplarını tatbik ettiği zaman, dünya muhabbetinden kurtulur,ondan sıyrılır ve Allah’ın muhabbeti kalbine yerleşir.Allah-u Teala cümlemize sahih, selim bir akıl nasip etsin de yolumuzun büyükleri olan maneviyat rehberlerinin adaplarını tatbik edelim ve bu adaplardan istifade edelim.

(Şah-ı İrfan Seyh Muhammed Muta El-Haznevi (K.s)

taner

Taner Temel HAKINDA BEN KENDİ HALİMDE BİRİYİM YAZDIĞIM SÖZLER VE ŞİİRLER SİZLERİ HAYATA DAHA ÇOK BAĞLAYA BİLMEK VE HAYATI SEVEDİRE BİLMEK İÇİN ÇABALIYORUM.. BUNU BAŞARA BİLİYORSAM NE MUTLU BANA Kİ İNSANLARI HAYATA BAĞLIYORUM.. SAYGILARIMLA

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir